Borçlunun ödeme yapmaması halinde alacaklının başvurabileceği yollardan biri de iflas yoluyla takiptir. İflas yolunun haciz yolundan temel farkı, yalnızca borçlunun belirli mal ve haklarının haczedilmesi yerine haczedilebilir malvarlığının bir bütün olarak tasfiye edilmesidir. Bu nedenle borçlunun birden fazla alacaklısının bulunması, farklı malvarlığı unsurlarına veya üçüncü kişilerden alacaklara sahip olması ya da bireysel haciz takipleri ile tahsilatın güçleşmesi gibi durumlarda iflas yoluna başvurulması tercih edilebilmektedir.
İflas yoluyla takip başlatabilmek için alacaklının tacir olması gerekmemekte olup, para veya teminat alacağı bulunan alacaklılar bu yola başvurabilmektedir. Ancak bu takip yolu her borçlu bakımından uygulanamaz. İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 43. maddesi uyarınca iflas yoluyla takip yalnızca iflasa tabi kişiler hakkında gerçekleştirilebilir. Bu kapsamda tacirler, ticaret şirketleri, tacirler hakkındaki hükümlere tabi kişiler ve özel kanunları gereğince iflasa tabi tutulan kişiler hakkında iflas yoluyla takip yapılması mümkündür. Bu nedenle öncelikle borçlunun tacir veya kanunen iflasa tabi kişilerden olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İflas yoluyla takip başlatıldığında borçluya ödeme emri gönderilmektedir. Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde borcu ödeyebilir veya ödeme emrine itiraz edebilir. Borçlunun süresi içinde itiraz etmemesi ve ödeme de yapmaması halinde takip kesinleşir. Ancak takibin kesinleşmesi, borçlunun kendiliğinden iflas ettiği anlamına gelmez. Alacaklının ayrıca görevli ticaret mahkemesine başvurarak borçlunun iflasına karar verilmesini talep etmesi gerekmektedir.
Borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde ise takip durur. Bu durumda alacaklı, itirazın kaldırılması ile borçlunun iflasına karar verilmesini ticaret mahkemesinden talep edebilir. Takipli iflas davasının görülebilmesi için usulüne uygun, geçerli ve ayakta bir iflas takibinin bulunması gerekmektedir. Bu nedenle takip aşamasında gerçekleştirilen işlemlerin usule uygun yürütülmesi, sonraki iflas davası bakımından da önem taşımaktadır.
İflas kararı verilmeden önce borçluya, İİK’nın 158. maddesi kapsamında borcu ödemesi veya mahkemece belirlenen tutarı depo etmesi için son bir imkan tanınmaktadır. Depo emrinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi, iflas sürecinin önemli aşamalarından biridir.
İİK’nın 43. maddesi alacaklıya takip yolunu değiştirme imkanı da tanımaktadır. Buna göre alacaklı, bir defaya mahsus olmak üzere haciz yoluyla başlattığı takibi iflas yoluna veya iflas yoluyla başlattığı takibi haciz yoluna çevirebilir. Ancak aynı borç bakımından haciz ve iflas yollarının eş zamanlı olarak yürütülmesi mümkün değildir. Ayrıca alacağın bono, çek veya poliçeye dayanması ve borçlunun iflasa tabi olması halinde kambiyo senetlerine özgü iflas yoluyla takip de gündeme gelebilmektedir.
Borçlunun iflasına karar verilmesi halinde, haczedilebilir malvarlığı iflas masasını oluşturmakta ve tasfiye işlemleri bu masa üzerinden yürütülmektedir. Böylece borçlunun malvarlığının farklı bireysel takipler kapsamında ayrı ayrı haczedilmesi yerine, malvarlığının toplu olarak tasfiyesi söz konusu olmaktadır. Alacaklılar, alacaklarını iflas masasına kaydettirerek tasfiye sonucunda elde edilen bedelden kanuni sıra ve öncelikleri çerçevesinde pay alabilmektedir.
Bununla birlikte, iflas yoluyla takibi başlatan alacaklı sırf bu nedenle diğer alacaklılara karşı öncelik kazanmamaktadır. Ayrıca borçlunun iflasına karar verilmesi, alacağın tamamının mutlaka tahsil edileceği anlamına da gelmez. Tahsil edilebilecek miktar; borçlunun iflas masasına dahil edilebilecek malvarlığının değeri, mevcut rehinler, imtiyazlı alacaklar ve diğer alacaklıların durumu gibi unsurlara bağlıdır.
İflas süreci belirli giderleri de beraberinde getirmektedir. İİK’nın 160. maddesi uyarınca iflas isteyen alacaklıdan ilk alacaklılar toplantısına kadar yapılacak masraflar ile gerekli tebligat ve ilan giderlerinin peşin olarak yatırılması istenebilmektedir.
Bu nedenle iflas yoluna başvurulmadan önce yalnızca alacağın varlığı ve miktarı değil; borçlunun malvarlığı, mevcut rehin ve takipler, diğer alacaklıların durumu, muhtemel tahsilat imkanı ve sürecin gerektireceği giderler birlikte değerlendirilmelidir. İflas yolu, uygun koşulların mevcut olduğu hallerde alacağın tahsili bakımından etkili bir hukuki araç olmakla birlikte, her somut olay bakımından ayrıca değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Hukuk Desteği
