Ticari hayatta şirketlerin her zaman düzenli şekilde borç ödeyebilmesi mümkün olmayabilir. Piyasa şartlarının bozulması, tahsilatların gecikmesi veya şirket aktiflerinin borçları karşılamaya yetmemesi halinde, şirket yalnızca alacaklıların icra takibi başlatmasını beklemek zorunda değildir. Şartları varsa, şirketin kendisi de mahkemeye başvurarak iflasını isteyebilir.
Uygulamada “Borçlunun Müracaatıyla Doğrudan Doğruya İflas” olarak ifade edilen bu yol, şirketin artık borçlarını ödeyemediği bir mali yapıya düşmesi halinde, malvarlığının bireysel takiple dağılması yerine iflas tasfiyesi yoluyla tüm alacaklılar bakımından toplu ve düzenli bir tasfiye sürecinin yürütülmesidir.
Ancak her borçlu bu nedenlerle kendi iflasını isteyememektedir. Öncelikle borçlunun iflasa tabii olması gerekir. Ticaret şirketleri, tacirler ve kanunda iflasa tabi olduğu kabul edilen kişiler bakımından iflas, iflasa tabi olmayan borçlular bakımından ise haciz uygulaması yürütülür.
Şirketin kendi iflasını isteyebilmesi için yalnızca bir borç iddiasında bulunması da yeterli görülmemektedir. Şirketin aciz halinde olduğunu, bir başka deyişle borçlarını ödeme gücünü kaybettiğini ortaya koyması gerekir. Bu nedenle iflas talebine şirketin bütün aktif ve pasifini, diğer bir söylemle malvarlığını, borçlarını, alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanı eklenmelidir. Bu belge sunulmadan iflasa karar verilemez.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, Borçlunun müracaatıyla Madde 178:“İflasa tabi bir borçlu, aciz halinde bulunduğunu bildirerek yetkili mahkemeden iflasını isteyebilir. Borçlu, bu halde bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanını iflas talebine eklemek zorundadır. Bu belge mahkemeye ibraz edilmedikçe iflasa karar verilemez. İflas talebi 166’ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. Alacaklılar iflas talebinin ilanından itibaren on beş gün içinde davaya müdahale veya itiraz ederek, borçlunun iflas talebini, hakkındaki takipleri ertelemek ve borçlarını ödemeyi geciktirmek için yaptığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler. İflasa tabi bir borçlu aleyhine alacaklılardan birinin haciz yolu ile takibi neticesinde yapılan haciz borçlunun yarı mevcudunun elinden çıkmasına sebep olup da kalanı muaccel ve vadesi bir sene içinde hulul edecek diğer borçlarını ödemeye yetişmiyorsa borçlu derhal aczini bildirerek iflasını istemeye mecburdur.”
Kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere, borçlunun kendi iflasını istemesi yalnızca borçlunun tek taraflı beyanı ile sonuç doğuran bir işlem değildir. Mahkeme, borçlunun gerçekten aciz halinde olup olmadığını, sunulan mal beyanını, şirketin aktif ve pasif durumunu ve iflas şartlarının oluşup oluşmadığını değerlendirir.
Alacaklılar ise bu süreçte tamamen pasif durumda değildir. Şirketin iflas talebi ilan edilir ve alacaklılar, ilan tarihinden itibaren on beş gün içinde davaya müdahale veya itiraz ederek iflas talebinin kötü niyetli olduğunu ileri sürebilirler. Özellikle borçlunun, hakkındaki takipleri ertelemek veya borçlarını ödemeyi geciktirmek amacıyla iflas talebinde bulunduğu düşünülüyorsa, alacaklılar mahkemeden iflas talebinin reddini isteyebilir.
Bu nedenle şirketin kendi iflasını istemesi, borçlardan kurtulmak için kolay ve tek taraflı bir yol olarak görülmemelidir. Bu yol, ancak şirketin mali durumunun gerçekten iflas tasfiyesini gerektirdiği hallerde ve mahkeme denetimi altında sonuç doğurabilecek istisnai bir hukuki imkandır. İflas kararı verildiğinde ise şirketin malvarlığı iflas tasfiyesine gireceğinden alacaklılar bireysel takiplerle değil iflas masası üzerinden tatmin edilir ve şirketin malvarlığı üzerindeki tasarruf alanı ciddi şekilde sınırlanır.
Hukuk Desteği
