Bir kimsenin sağlığında çocuklarından birine taşınmaz, para veya başka bir malvarlığı değeri bağışlaması mümkündür. Ancak çocuklara yapılan bu tür karşılıksız kazandırmalar, mirasın açılmasından sonra kural olarak çocuğun miras payının hesabında dikkate alınabilmektedir. Başka bir ifadeyle, anne veya babanın sağlığında çocuğuna yaptığı bağış, gerekli düzenleme yapılmadığı takdirde ileride “miras payından önceden alınmış” bir kazandırma olarak kabul edilebilir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 669. maddesi uyarınca, yasal mirasçılar mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri karşılıksız kazandırmaları denkleştirmekle yükümlüdür. Kanun özellikle altsoya yapılan karşılıksız kazandırmalar bakımından bir karine kabul etmiş ve mirasbırakan tarafından aksi açıkça belirtilmedikçe bunların denkleştirmeye tabi olacağını düzenlemiştir.
Nitekim Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 21.03.2024 tarihli, 2023/1373 E., 2024/2383 K. sayılı kararında;“Bilindiği üzere; TMK’nın 669 ila 675 inci maddelerinde terekeye iade (mirasta denkleştirme) hükümleri düzenlenmiştir. TMK’nın 669 uncu maddesi uyarınca; ‘Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın alt soyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça denkleştirmeye tabidir.’ (…) Somut olayda, mirasbırakan tarafından alt soyu olan (…) davalılara yapılan taşınmaz bağışı TMK’nın 669 uncu maddesi gereğince kural olarak denkleştirmeye tabi olup bunun aksinin davalı tarafça ispatlanamadığı gözetilerek denkleştirme hükümleri bakımından araştırma ve inceleme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken (…) karar verilmesi doğru değildir.” şeklinde karar verilmiştir.
Karardan da anlaşılacağı üzere, çocuklardan birine yapılan taşınmaz bağışı kural olarak denkleştirmeye tabi tutulmaktadır. Bununla birlikte, mirasbırakanın kazandırmanın denkleştirmeye tabi olmamasına yönelik iradesini açıkça ortaya koymuş olması halinde bu husus ayrıca değerlendirilir. Dolayısıyla bağışlanan taşınmazın çocuğun ilerideki miras payı bakımından nasıl değerlendirileceğine ilişkin uyuşmazlık yaşanmaması adına, mirasbırakanın bu yöndeki iradesinin açık ve sonradan ispatlanabilir şekilde işlem anında ortaya konulması önem taşımaktadır.
Bununla birlikte mirasta denkleştirme ile saklı pay ve tenkis birbirinden farklıdır. Kazandırmanın denkleştirme dışında değerlendirilmesi, diğer saklı paylı mirasçıların kanundan doğan tenkis haklarını ortadan kaldırmamaktadır. Bağış diğer mirasçıların saklı paylarını ihlal ediyorsa, şartları bulunması halinde tenkis hükümleri ayrıca uygulanabilecektir.
Bu riskin daha ileri ölçüde sınırlandırılmak istendiği durumlarda, diğer mirasçılarla usulüne uygun mirastan feragat sözleşmesi yapılması da mümkündür. Feragat mutlaka mirasın tamamına ilişkin olmak zorunda değildir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 22.10.2024 tarihli, 2024/860 E., 2024/4724 K. sayılı kararında mirastan kısmi feragatin mümkün olduğu ve feragat sözleşmesinin belirli bir mal ile sınırlandırılmasının önünde de hukuki bir engel bulunmadığı kabul edilmiştir. Bu nedenle belirli bir taşınmaz bağışlanacaksa, diğer mirasçılarla yalnızca bu taşınmazdan kaynaklanabilecek miras haklarına ilişkin bir feragat sözleşmesi kurulması da değerlendirilebilir. Sözleşmenin kapsamının ve saklı paya etkisinin açıkça düzenlenmesi ve miras sözleşmeleri için öngörülen resmi şekle uyulması gerekir.
Bağışın gerçek niteliğinin tapu işlemine de yansıtılması önemlidir. Gerçekte bağış yapılmasına rağmen işlemin satış olarak gösterilmesi, bağışı diğer mirasçıların taleplerinden koruyan bir yöntem değildir. Aksine, mirasçılardan mal kaçırma amacı da bulunduğu takdirde muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasına konu olabilmektedir.
Bu nedenle gerçek irade bağış yapmak ise taşınmazın satış gibi gösterilmesi yerine işlemin tapuda doğrudan bağış olarak gerçekleştirilmesi daha uygun olacaktır.
Sonuç olarak, anne veya babanın sağlığında çocuğuna yaptığı bağışın ileride o çocuğun miras payından düşülmesi istenmiyorsa, öncelikle bağışın miras payına mahsuben olmadığı ve mirasta denkleştirmeye tabi tutulmayacağı açıkça belirtilmelidir. Somut olayın şartlarına göre diğer mirasçılarla belirli taşınmaz yönünden mirastan feragat sözleşmesi yapılması da ek bir güvence sağlayabilir. Gerçek iradenin bağış olduğu durumlarda işlemin satış gibi gösterilmemesi ve hukuki niteliğine uygun şekilde gerçekleştirilmesi de ileride ortaya çıkabilecek miras uyuşmazlıklarının azaltılması bakımından önem taşımaktadır.
Hukuk Desteği
