KIDEM TAZMİNATINDA UYGULANACAK EN YÜKSEK MEVDUAT FAİZ ORANI

4857 sayılı İş Kanunu Geçici Madde 6 “Kıdem tazminatı için bir kıdem tazminatı fonu kurulur. Kıdem tazminatı fonuna ilişkin Kanunun yürürlüğe gireceği tarihe kadar işçilerin kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı hakları saklıdır.” hükmünü amirdir. Madde, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesine atıf yapmaktadır. 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinin 11. bendi “13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer hakları saklıdır.” uyarınca, “gecikme süresi için” mevduata uygulanan en yüksek faizin uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Ancak uygulanacak olan en yüksek mevduat faizi konusunda hem öğretide hem de uygulamada çeşitli uyuşmazlıklar söz konusu olmuştur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi de konu ile ilgili tartışmalarda yer almıştır. Bu tartışmalara kimi zaman Hukuk Genel Kurulu da dahil olmuştur. Aşağıda sizlerle Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin verdiği ilgili kararları paylaşmaktayız.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2004/11393 E. 2004/26806 K. ve 8.12.2004 Tarihli kararında “Mahkemece anılan bilirkişi raporunda davacının kıdem tazminatı gecikme faizi, fesih tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süre için aynı oran üzerinden hesaplanmıştır. Ancak gecikme süresi bir yıldan fazla olduğundan Dairemizin uygulaması gereğince her bir yıllık dönem için en yüksek mevduat faiz oranının tespit edildikten sonra birer yıllık dönemler halinde faiz alacağının hesaplanması gerekir. Yapılacak hesaplama sonucunda davalı yararına oluşan usuli kazanılmış hak dikkate alınarak faiz alacağı hüküm altına alınmalıdır. Bilirkişi hesaplamasında nazara aldığı mevduat faizinin bankalarca uygulanan en yüksek faiz olup olmadığı da belirlenmemiştir. Bu hususta uygulamacı bankalardan sorulmalı alınan cevaba ve yukarıdaki esaslara göre kıdem tazminatı gecikme faizi hesaplanması için bilirkişiden ek rapor alınarak sonuca gidilmelidir.” şeklinde karar vermiştir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ise 2006/2522 E. 2006/5088 K. ve 13.03.2006 tarihli kararında “Takip dayanağı ilamda kıdem tazminatına fesih tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz üzerinden tahsiline karar verildiği görülmüştür. İcra Mahkemesine, Merkez Bankasından gelen ve fiilen uygulanan değil, uygulanması muhtemel olan en yüksek mevduat faiz oranları bildirilmiştir. Yargılama aşamasında bilirkişiden alınan faiz hesabına yönelik raporun incelenmesinde, Mahkemece, Dairemiz enflasyon geçiş dönemindeki ülke gerçekleri nazara alınarak uygulanan “kamu bankalarından sorulması” gerekeceği görüşüne değer verilerek kamu bankalarınca fiilen uygulanan en yüksek mevduat faiz oranı esas alınarak hüküm kurulmuştur. Ancak, Dairemizce bu görüş terk edilerek, Yargıtay diğer Daireleriyle içtihat birliği sağlanması ve ülkenin ekonomik gerçeklerine uygun düşeceği görüşleriyle oluşturulan son içtihatlarına göre, Mahkemece yapılması gereken iş, “hakkın doğum tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde mevduata fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının” (tarafların bildirdikleri ) bankalardan sorulmak üzere oluşacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken önceki içtihatlar doğrultusunda ve yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru değildir.” şeklinde karar vermiştir.

Hukuk Genel Kurulu da bu tartışmalara dahil olarak 2006/12-594 E. 2006/534 K. 20.09.2006 T. “Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; takip dayanağı ilamda yer alan “4857 sayılı Yasanın 34. maddesi doğrultusunda yasal en yüksek mevduat faizi” ibaresinin infazında “kamu bankalarınca uygulanan yasal en yüksek mevduat faizinin mi”, yoksa “fiilen bankalarca uygulanan ve taraflarca belirlenecek bankalardan sorularak tespit edilecek olan yasal en yüksek mevduat faizinin mi” uygulanması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Takip dayanağı ilamın hüküm fıkrasında aynen; “…4857 sayılı Yasanın 34. maddesi doğrultusunda yasal en yüksek mevduat faizi” ibaresi yer almaktadır. Öncelikle; bu ibare karşısında, takibe konu ilam gereğince hükmedilen alacağa uygulanacak yasal en yüksek mevduat faizinin belirlenmesindeki kuralın ne olacağı üzerinde durulmalıdır. Ülkenin ekonomik gerekleri ve faize ilişkin tüm yasal düzenlemeler göz önüne alındığında; hükmedilen alacağa uygulanacak faizin belirlenmesinde kural olarak “hakkın doğum tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde bankalarca mevduata fiilen uygulanan yasal en yüksek mevduat faiz oranının taraflarca belirlenerek bildirilen bankalardan sorulması” yöntemi kabul edilmektedir. Bu kurala göre; Mahkeme, tarafların bildirdikleri bankalardan, hakkın doğum tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde bankalarınca mevduata fiilen uygulanan en yüksek faiz oranını sormalı ve oluşacak sonuca göre bir karar vermelidir. Bu kural karşısında Özel Dairenin “bir yıllık vadeli mevduata kamu bankalarınca fiilen uygulanan en yüksek mevduat faiz oranının adı geçen bankalardan tespiti” ne işaret eden bozma gerekçesi yerinde görülmemiştir. Nitekim, Özel Daire de dosyaya yansıyan emsal kararlarında açıkça belirtildiği üzere görüş değişikliğine giderek, önceki uygulamasından dönmüş; yukarıda da açıklanan “tarafların bildirdikleri bankalardan hakkın doğum tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde mevduata bankalarınca fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının sorulması” yöntemini benimsemiştir. Hukuk Genel Kurulunca da bu yöntem oybirliği ile usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Ne var ki, mahkemenin direnme kararı benimsenen bu yönteme uygun olarak yapılmış bir araştırmaya değil; Merkez Bankasının genel nitelikteki bilgileri içeren, bankaların fiili uygulamalarını göstermeyip, uygulanması muhtemel azami faiz oranlarını ortaya koyan cevabi yazısına ve buna göre düzenlenen bilirkişi raporuna dayanmaktadır. Özel Daire bozma kararı da, direnme kararı da, açıklanan nedenlerle usul ve yasaya aykırıdır. Şu durumda, Mahkemece yapılacak iş; tarafların bildirdikleri bankalardan “hakkın doğum tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde bankalarınca mevduata fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının” sorulması ve “hakkın doğum tarihinden itibaren takip tarihine kadar istenebilecek faiz miktarının yeniden bilirkişiden rapor alınarak hesaplattırılması” suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar vermek olmalıdır. Açıklanan nedenlerle; direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerekmiştir.”

Yukarıda sizlerle paylaştığımız kararlarda da görülmektedir ki; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 12. Hukuk Dairesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu özetle, hakkın doğum tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde bankalarca mevduata fiilen uygulanan yasal en yüksek mevduat faiz oranının taraflarca belirlenerek bildirilen bankalardan sorulmasını uygun görmekte, Merkez Bankası’nın bankaların fiili uygulamalarını göstermediği, sadece bir bankanın uygulayabileceği en düşük faiz ile en yüksek faiz oranlarını gösterdiği görüşünde birleşmişlerdir.

Hukuk Desteği

iletisim: [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir